LGBT Meclis Araştırma Önergesi Görüşme Tutanağı (29 Mayıs 2013)

Makale ve Benzeri 30 Mayıs 2013
LGBT Meclis Araştırma Önergesi Görüşme Tutanağı (29 Mayıs 2013)

LGBT Meclis Araştırma Önergesi Görüşmesi Büyük Millet Meclisi Genel Kurul Tutanağı 24. Dönem 3. Yasama Yılı 112. Birleşim 29 Mayıs 2013 Çarşamba

Öneri:

İstanbul Milletvekili ve 58 Milletvekili tarafından, 14.02.2013 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “lezbiyen, gay, biseksüel bireylerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi” amacıyla verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (731 sıra nolu), Genel Kurul’un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 29.05.2013 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

Not:

Alt kısımda okuyacak olduğunuz 29 Mayıs 2013 tarihli TBMM LGBT Meclis Araştırma Önergesi Görüşme Tutanağına dair videolara yazının alt kısmından erişebilirsiniz.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Binnaz Toprak’a aittir. Buyurun Sayın Toprak. (CHP sıralarından alkışlar)

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Sayın Başkan, sevgili milletvekili arkadaşlarım; ben konuşmama başlamadan önce Grup Başkan Vekilimiz Akif Hamzaçebi’ye çok teşekkür etmek istiyorum çünkü 800 küsur önerge arasından bugün bu önergenin buraya inmesine kendisi önayak oldu. Çok çok teşekkür ederim Akif Bey.

Şimdi, burada konuşacaklarım, buradaki birçok kişinin ve belki bizi dinleyenler arasında da yani Meclis TV’den dinleyenler arasında da pek çok kişinin duymak, anlamak, var olduğunu kabul etmek istemedikleri bir konu. Ben, bugün burada LGBT bireylerden bahsedeceğim. Bu bireylerin sorunlarıyla ilgili Mecliste bir araştırma komisyonu kurulmasını önermiştim. “LGBT bireyler” derken şunu kastediyorum: Cinsel kimliği ve cinsel yönelimi farklı olan bireyler yani lezbiyenler, geyler, biseksüeller ve transseksüeller.

Şimdi, beni dinlerken sizden ricam, bir an için şöyle gözlerinizi kapatıp bu konuda empati kurmanız. Bu bireylerden biri olduğunuzu veya bunların annesi, babası, kardeşi, yakını biri olduğunuzu düşünmeniz; bunu kurgulamanız ve toplumun baskısı ile ötekileştirme ile şiddet ile karşı karşıya olan bu bireyleri, kendi hayatınızda bunu yaşayacak olsanız hayatınızın nasıl bir cehenneme dönüşeceğini kurgulamanız.

İslam’ın insanları ötekileştirmemek, Allah’ın yarattığı her varlığa karşı merhametli davranmak gibi öğretilerini hatırlamanız ve de hayvan haklarının bile korunması için mevzuatımız olan bu ülkede LGBT bireylere karşı şiddet ve nefretle ilgili önlem olmamasını, böyle bir ülkede hakkaniyetin ne demek olduğunu yeniden düşünmeniz. Sizden ricam bu. Özetle, hepinizin vicdanına hitap etmek istiyorum ve vicdanınızın sesini dinleyerek bu önergeyi kabul edeceğinizi umuyorum.

Önce, size bir hikâye anlatmak istiyorum: Bu hikâye “LİSTAG” adında LGBT bireylerin anne ve babalarının kurdukları bir sivil toplum örgütüyle ilgili. Buradan birkaç tane anne geçen seni beni görmeye geldiler Meclise ve kendi yaşadıklarını anlattılar. Onlardan bir tanesinin hikâyesini anlatacağım size. Aslında bu hikâyeleri Boğaziçi Üniversitesinden arkadaşım ve meslektaşım Can Candan bir belgesel olarak filme aldı. Hatta bu belgesel Meclisin yakınlarındaki bir sinemada gösterildi sizler belki ilgi duyup gidersiniz diye ama maalesef, o gün ilgi azdı, belki de fırsat bulamadığınız için ama 7 Haziranda sinemalarda vizyona girecek, gidip seyretmenizi tavsiye ederim. Aynı zamanda da 5 Haziranda Brüksel’de Avrupa Parlamentosunda gösterilecek.

Şimdi, önce bu hikâyeyi anlatayım. Bu hanım bana geldiğinde şunu söyledi: Bu meselelerden bağımsız olarak bir beyin kanaması geçirmiş ve üç ay hastanede yatmış yani ölüm kalım savaşı vermiş. Üç ay hastanede yattıktan sonra iyileşmiş, taburcu edileceği gün doktor demiş ki: “Evinize gidin, istirahat edin, yataktan çıkmayın ve size de herhangi bir kötü haber verilmesin.” Diyor ki: “Eve geldim -16 yaşında bir oğlu var- akşam oğlum odama girdi, herhâlde öleceğimi düşündü ve bana dedi ki: ‘Anne, sana bir şey söylemem lazım, ben geyim.’ O anda -düşünün, yataktan bile kalkmaması lazım- yataktan fırladım, oğlumun ne kadar külotu, fanilası, çorabı, ayakkabısı, tişörtü, pantolonu varsa bir çöp torbasına doldurdum ve çöpe attım. Benim bir oğlum vardı, o gece öldü.” diyor ve ondan sonra iki yıl boyunca nasıl bununla mücadele ettiğini, “Acaba biri mi kandırdı? Acaba bir hastalık mı kaptı? Acaba biz mi bir yanlış yaptık büyütürken?” diyerek, “Ya el âlem duyarsa!” korkusuyla iki yıl boyunca bununla mücadele ettiğini, bunun sonunda da bir gün başını ellerinin arasına alıp, “Oğlum mu, el âlem mi?” diye bir iki üç saat düşündüğünü ve sonunda oğluna karar kıldığını anlattı. Gerçekten, insanın içine işleyen bir hikâye bu ve eğer bu filmi izlerseniz buna benzer -bu hikâye o filmde yok ama o hanımlar filmde başka şeyler anlatıyor- hikâyeleri duyacaksınız.

Şimdi, şunu diyebilirsiniz: “Canım, benim çocuğuma böyle bir şey olmaz. Ben çocuğumu iyi yetiştirdim.” Bunu böyle demeyin çünkü bu insanların seçtiği bir tercih değil yani insanlar seçerek LGBT bireyi olmuyorlar, başkaları tarafından kandırılmak sonucunda da olmuyorlar, bu bir hastalık da değil ve dolayısıyla, tedavi edilebilecek bir şey de değil. Bazı insanlar böyle doğuyorlar. Bu tabloya baktığınızda gerçekten de toplumdaki ön yargılar özellikle bu bireyler için inanılmaz boyutlarda yani toplumda farklı olan herkese karşı büyük ön yargı var ama özellikle de LGBT bireylere karşı çok ciddi ön yargılar var ve maalesef de siyaset kurumu bugüne kadar bunları izale etme açısından, bunlarla baş etme açısından hiçbir şey yapmamış vaziyette.

Şimdi, bu kişiler bir kere polis tacizine ve şiddetine uğruyorlar. Size bir örnek vereyim: “Mor Çatı” diye bir kadın örgütü var, onun bir toplantısında genç bir çocuk kalktı, öğrenci herhâlde. Gayet düzgün giyimli, bir blucin, üzerine kareli uzun kollu bir gömlek giymiş ve şunu anlatıyor, diyor ki: “Yolda yürürken -ve İstanbul’da bu- polis beni aldı, karakola götürdü, pantolonumu indirtti, iç çamaşırımı kontrol etti ve şeklini şemailini beğenmediği için Kabahatler Kanunu’ndan ceza yazdı.” Yani böyle bir şey olamaz, polisin böyle bir yetkisi yok ama Türkiye’de bunlar yaşanıyor ve de bu Kabahatler Kanunu bir kere birçok bu tür birey için tam bir kabus çünkü en ufak fırsatta polis “Kabahatler Kanunu’nu çiğnedi.” diye ceza yazıyor. Bugün mesela ödeyemeyecekleri miktarda cezası birikmiş LGBT bireyler var.

Aynı zamanda şiddet gördüklerinde polis tarafından, aileleri tarafından veya toplum tarafından, sağlık hizmetlerinden yararlanamıyorlar çünkü hastaneye gittikleri takdirde ortada bir şiddet olayı olduğu için polise haber verilecek, onun korkusuyla tedavi olamıyorlar. Aile tarafından şiddet görüyorlar, pek çoğu öldürülebiliyor. Daha 2-3 gün önce böyle bir vakanın mahkemesi vardı. İntihara zorlanıyorlar ve işin daha da kötüsü maalesef bizim mahkemelerimizde yargıçlarımız ağır tahrikten, işte iyi hâlden -böyle kravat takıp ceket giydi diye- bütün bu katillere indirime gidebiliyor. Halk tarafından linçe uğrayabiliyorlar, Avcılar’da böyle bir olay vardı.

İşgücü piyasasından dışlanıyorlar, iş bulamıyorlar, buldukları işten atılıyorlar ve iki yetişkin birey arasında olan özel bir sorun, toplumsal bir soruna dönüşüyor. Çünkü, yaşamak için seks işçiliğine yöneliyorlar. Çalışma yaşamında aşağılanıyorlar, mobbinge uğruyorlar, ev kiralamakta zorlanıyorlar, vesaire vesaire ve sürekli korku içinde yaşıyorlar. Bakın, geçen gün karanlık bir sokakta, İstanbul’da yürüyorum. Önümde -biraz da bariz bir şekilde- gey olan, 50’sinin üstünde bir bey vardı. Ayak seslerini duydu, nasıl tedirgin oldu anlatamam. Biz kadınlar onu yaparız, arkanıza dönüp bakmazsınız, çünkü o zaman korktuğunuz belli olmuş olur, böyle yan gözle bakarsınız. Geçeyim de bir kadın olduğumu görsün, korkusu geçsin istedim ama geçemedim, hızlandı çünkü. Yaşadığı dehşet inanılmazdı, birisi takip ediyor ve ona saldıracak diye. Ve de askere alınmakta insanlık dışı muamele görüyorlar. Bu da daha önce konuşuldu, filmi bile yapıldı “Zenne” diye.

Oysa bu insanlar, hepimiz gibi sıradan insanlar, birçoğumuz gibi iyi vatandaşlar ve kendi hâlinde yaşayan insanlar yani bu tablo kabul edilemez. TBMM olarak, bu ülkenin, milletin temsilcileri olarak bu tabloyu değiştirmemiz lazım geldiğini düşünüyorum. Her insan, özgür ve eşit olmalıdır. Başta yaşam hakkı olmak üzere, her insanın insan olduğu için temel hakları vardır. Her insan insanca bir yaşama layıktır ve demokrasi olduğunu, hele hele ileri demokrasi olduğunu iddia ettiğimiz bir ülkede bu hakları göz ardı edemeyiz. Önergeme olumlu oy vereceğinizi umuyorum. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BİNNAZ TOPRAK (Devamla) – Bir de bir şey daha söylemek istiyorum, o da İstanbul’daki dünkü olayla
ilgili: Bu Taksim Parkı’nda ağaçların kesilmesini protesto eden arkadaşlara polisin şiddetini, aşırı şiddetini
gerçekten teessüfle karşılıyorum. İstanbul Milletvekili olarak bunu da dile getirmek istiyorum.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toprak, sağ olun.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Bursa Milletvekili Sayın . Sayın Erdemir, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Zaten bunlar kim kimin aleyhinde, belli değil.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Değerli milletvekilleri, yüce Meclisi ve bizleri televizyon ve bilgisayar ekranları başında izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum. Usulen önergenin aleyhinde söz aldım ama önergenin lehinde konuşacağım.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Allah Allah! Çok etik bir şey yapacaksınız(!)

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Değerli milletvekilleri “Koskoca dünyaya benim evladımı sığdıramadılar.” 2010 yılı Eylül ayında Bursa’da öldürülen cinsel yönelimi farklı bir vatandaşımızın annesinin sözü: “Koskoca dünyaya benim evladımı sığdıramadılar.” İşte, bugün, burada, koskoca dünyamıza bu anne ve babaların evlatlarını sığdıracak küçücük bir yer açabilir miyiz diye konuşuyoruz. Evet, koskoca dünyamızda küçücük bir yer var mı? 12 bıçak darbesiyle öldürülenlere, 40 bıçak darbesiyle öldürülenlere, bedeninde kapanmaz yaralar açılanlara, kalplerinde kapanmaz yaralar açılanlara küçücük bir yerimiz var mı?

İşte, Türkiye’deki LGBT bireylerin anne ve babalarını bir araya getiren “LİSTAG” adlı topluluğun hayatının, deneyimlerinin, acılarının anlatıldığı bir film var, “Benim Çocuğum.” Can Candan’ın yönetmenliğinde toplumumuza sesleniyor, insanlığa sesleniyor, en sıcak duygularla sesleniyor, en samimi duygularla sesleniyor ve bu belgeselde, bu aile filminde anne ve babalar diyor ki: “Benim çocuğuma yeriniz var mı? Benim çocuğum için de hak var mı? Benim çocuğum için de özgürlük var mı? Benim çocuğum için de eşitlik var mı?” diye soruyorlar. Bu belgesel o kadar önemli bir belgesel ki, arzu ettik ki Türkiye Büyük Millet Meclisindeki tüm milletvekillerimiz de bir kere izlesinler, bu aile filmini izlesinler, anne-babaları dinlesinler, duygudaşlık kurabilsinler, onlar gibi hissedebilsinler. Meclis Başkanımız Sayın Cemil Çiçek’ten randevu istedik, kendisi -sağ olsun- bizi kırmadı, uzun uzun dinledi, bu belgeseli dinledi, içeriğini dinledi ve dedi ki: “Meclis çatısı altında gösterimi uygun olmaz ama siz Meclise yakın bir mekânda bu belgeseli gösterin, milletvekillerimizi davet edin.” Biz de -sağ olsun- hemen Çankaya Belediye Başkanımız Sayın Bülent Tanık’a koşup bir yardım rica ettik. Kendisi de bizi kırmadı, ilk mümkün olan anda Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanat Merkezini bize tahsis etti. Meclisimizdeki tüm milletvekillerine bir davetiye gönderdik ve dedik ki: “Gelin, hep beraber, cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği farklı olan çocukların annelerine ve babalarına bir kulak verelim.”

Burada bir teşekkür etmek istiyorum çünkü o akşam anneler ve babalar yalnız değildi çünkü Meclisimizden 6 milletvekili o akşam anneleri ve babaları yalnız bırakmadı. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri Gürsel Tekin, Sezgin Tanrıkulu, Melda Onur ve Tufan Köse orada, aramızdaydı; kendilerine teşekkür ediyoruz. Aynı zamanda, AK PARTİ Trabzon Milletvekili Sayın Safiye Seymenoğlu da aramızdaydı; kendisine de teşekkür ediyoruz bu duygudaşlığı için. Değerli milletvekilleri, dünya değişiyor, Türkiye değişiyor, toplum değişiyor; daha iyiye ve daha güzele doğru yürüme kararlılığındayız. Bakın, 7 Mart 2010’da yani bundan yalnızca üç yıl önce, kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanı Sayın Aliye Kavaf ne diyordu: “Ben, eşcinselliğin biyolojik bir bozukluk, bir hastalık olduğuna inanıyorum, tedavi edilmesi gereken bir şey bence.”

Toplumun çok tepkisini çekmişti. Bugün kendisi bakan olarak da milletvekili olarak da aramızda değil fakat aradan geçen üç yılda Türkiye çok yol katetti; 10 Mayıs 2013 tarihinde yani yaklaşık üç yıl sonra, bakın bir başka bakan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin ne diyordu yani aynı koltuğu dolduran bir başka bakanımız diyordu ki: “Yola çıkarken ‘Her türlü ayrımcılığa karşı olma’ ilkesini benimsedik.” İşte, ben de Sayın Fatma Şahin’e de teşekkür ediyorum ve onun bu olumlu yorumundan da güç alarak diyorum ki: Dünya değişiyor, tabular yıkılıyor, daha iyi, daha güzel bir dünya mümkün, daha eşit, daha özgür bir dünya mümkün.

Bakın, bugün artık dünyada “El Fatiha” isimli bir örgüt var. Dünyada 20’ye yakın ülkede örgütlü; eşcinsel, cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği farklı olan Müslümanların, onların ailelerinin, onların arkadaşlarının bir örgütü. Yani, eskiden inançla cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği farklılığı bir araya gelemez diye düşünürken bugün dünyanın pek çok ülkesinde inançlı Müslüman eşcinseller, transseksüeller, geyler, lezbiyenler örgütleniyorlar ve kendi toplumlarını da yavaş yavaş da olsa değiştiriyorlar.

Fakat, ne yazık ki Türkiye istediğimiz hızda ilerlemiyor ve çok sayıda uluslararası raporda da Türkiye’nin bu alandaki ayrımcılığı, bu alandaki yavaşlığı eleştiriliyor. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığının 2012 İnsan Hakları Raporu’nda eleştiriler var, Uluslararası Af Örgütünün 2013 raporunda çeşitli eleştiriler var, 2013 yılında Türkiye ilerleme raporuna dair Avrupa Parlamentosu karar tasarısında çeşitli eleştiriler var ve deniliyor ki: “Türkiye Hükûmeti LGBT’lere yönelik ayrımcılık ve şiddet ile etkin mücadele etmiyor.” ve aynı şekilde Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu yasası taslağından da cinsiyet kimliği korumasının çıkartılması eleştiriliyor. Demek ki bu alanda alacağımız önemli bir mesafe var, bu alanda alacağımız önemli bir mesafe var ama sanmayın ki bu mesafe çok uzaklardan alacağımız fikirlerle, ilhamlarla olacak. Bizim yalnızca kendi geçmişimize, geleneğimize, özümüze bakmamız yeterli. Cumhuriyet bir eşit yurttaşlık projesi, cumhuriyet kimsesizlerin kimsesi, cumhuriyet her şeyden önce hukuk devleti, ulusun iradesinin zirveye taşınması. İşte, cumhuriyet, ki kimsesizlerin kimsesi, ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlığın kalesi. Biz inanıyoruz ki cumhuriyet cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği söz konusu olduğunda da kimsesizlerin kimsesi olacak, sahipsizlerin sahibi olacak.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – O söylediğin ahlaksızlık!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Bakın, kızgınlıkla bir yere varmak mümkün değil, şiddetle bir yere varmak mümkün değil. Siz de eğer bu belgeseli seyretseydiniz…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ahlaksızlıktır!

BAŞKAN – Sayın milletvekili, lütfen… Lütfen hatibe…

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – …siz de eğer benim çocuğuma kulak verseydiniz ben inanıyorum ki sizin de yüreğiniz yumuşayacaktı. Ben inanıyorum ki…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ahlaksızlıktır o!

BAŞKAN – Sayın milletvekili, lütfen…

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – …siz de duygudaşlık, siz de empati kurabilecektiniz. Ama biliyoruz ki toplum yavaş yavaş değişiyor. Nefret söylemi ve nefret suçları, ağır ağır da olsa müeyyidelere, yaptırımlara tabi oluyor. Biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak arzu ediyoruz ki, Türkiye’de öfkeyle, nefretle yol alınmasın. Seçim bildirgemizde de taahhütte bulunduğumuz gibi, Türkiye’de ayrımcılıkla mücadele ve nefret suçlarıyla mücadele için bir yasal düzenlemenin bir an önce oluşturulmasını talep ediyoruz. Biliyorsunuz, Türkiye’de 70’i aşkın sivil toplum kuruluşunun meydana getirdiği bir platform var; Nefret Suçları Yasa Kampanyası Platformu. Bu platformun ortak aklının ürünü olan da bir nefret suçları yasa tasarısı var. Ben istiyorum ki bu taslağı biz alalım ve Meclisimizde görüşüp kabul edelim. Buna yol açmak için de, aralık ayında bir kanun teklifi olarak Meclis gündemine bu ortak aklın ürünü, bu 70 STK’nın ortak aklının ürününü sundum. Arzu ediyor ve umuyoruz ki, bir gün bu koca dünyada, bir gün bu koca Meclisin gündeminde de nefret suçları yasası için de küçücük de olsa bir yer açılır, bir vakit bulunur.

Son olarak, buradan, LİSTAG annelerine, LİSTAG babalarına seslenmek istiyorum: Şule Anne, Ömer Baba, Pınar Anne, biliyorum ki bizi seyrediyorsunuz, biliyorum ki o koskoca dünyamızda sizin çocuklarınıza küçücük de olsa bir yerimiz var mı merak ediyorsunuz. Ben inanıyorum ki bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu yüce Meclis, sizlerin gözündeki yaşı dindirecek ve diyecek ki “Koskoca dünyamızda sizin çocuğunuza da yerimiz var. Koskoca dünyanızda bizim çocuğumuza da yerimiz var.” Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdemir. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde Mersin Milletvekili Sayın . Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; Cumhuriyet Halk Partisinin araştırma önerisini destekliyoruz. Sevgili arkadaşımız Binnaz Toprak’a da buna ön ayak olduğu için müteşekkiriz, çok önemli bir meseleyi ortaya koymaya yardımcı oldu. Bu meselenin önemi sadece söz konusu cinsel yönelimler kümesi içinde yer alanların haklarını gündeme getirmesi açısından değil, aynı zamanda, onların haklarını savunmadan hiç kimsenin hakkını savunamayacağımız gerçeğini ortaya koymuş olmasıyla ilgili. Tıpkı kadının hakkını savunmadan, tıpkı Kürt’ün hakkını savunmadan, tıpkı yoksulun, emekçinin hakkını savunmadan LBGT bireylerinin hakkını da savunamayacağınız gibi. Bütün hak silsileleri birbirine temelden bağlı. Birini ihmal ya da birini inkâr ederek geri kalanları hakikaten savunduğunuza ne bizi ne başkalarını inandırabilirsiniz.

Tabii, bu bakımdan çok değerli bir müttefikimiz var. Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan, 2002’de katıldığı bir televizyon programında şöyle demişti: “Eşcinsellerin de kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde yasal güvence altına alınması şart. Zaman zaman bazı televizyon ekranlarında onların da muhatap oldukları muameleleri insani bulmuyoruz.” Az konuda kendisiyle hemfikiriz ama bu konuda hemfikir olmuşluğumuz vardı. Acaba, bugün de böyle midir, yoksa bize Lût kavminden mi dem vuracaktır bu konu konuşulurken bilmiyoruz ancak asıl konunun merkezindeki LBGT bireylerin durumunu niye araştırmamız gerektiğine döndüğümüz zaman, birkaç göstergeye bakalım.

Bunlardan birisi, Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Yılmaz Esmer’in 2009’da yaptığı bir alan araştırması. “Radikalizm ve Aşırıcılık” başlığı altındaki bu araştırmada, 34 ilde 1715 kişiyle görüşmüş kendisi ve ekibi ve “Kimle komşu olmak istemezsiniz?” sorusuna yanıt verenlerin yüzde 87’si eşcinsel kişiler olarak yanıt vermiş. Bütün yanıtlar arasında, içki içenler yüzde 72, hiçbir dine inanmayanlar yüzde 66, Yahudiler yüzde 66, Hıristiyanlar yüzde 52 diye gidiyor. Böylelikle apaçık bir biçimde görüyoruz ki toplumda son derece yaygın, kamusallaşmış bir ön yargı var. Bunun herhangi bir yasaya dayanmadığı hâlde, örneğin Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından bir kanalda yayınlanan “Hung” dizisinin eşcinselliği normal gösterdiği için cezalandırılmasına bakacak olursak, zaman zaman ellerinde yetki olanlar bu kümeye karşı, bu cinsel yönelim tercihlerine karşı, bu cinsel yönelimler toplamına karşı son derece ön yargılı ve saldırgandırlar.

Öte yandan, Askerlik Kanunu esasen eşcinselleri karşısına almaktadır ve üstelik onları askerlikten muaf tutmak gibi bir tercihi gerçekleştirmek bakımından da son derece aşağılayıcı göstergelerle eşcinselliklerini ispata yöneltmektedir, zorlamaktadır. Bütün bunlar söz konusu olduğunda da bunların olmadığı söylenmektedir ama askerlik muayenesine gidenler orada kendileri gibi olmayan başkalarının nasıl muamelelerle karşı karşıya kaldıklarını görürler. Şimdi, demek ki o zaman gerçekte toplumsal ön yargılar, geleneksel davranışlar, menkıbeler, efsaneler, kötü söylenceler dolayısıyla toplumun kıyısına doğru itilmiş bir insan topluluğu vardır, bunların toplumun geri kalanıyla eşitlenmesi için özel tedbirler gerekir. O yüzden bu araştırma gereklidir.

“Durumu araştıralım, bir bakalım.” değil, “LGBT bireyler” dediğimiz lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüellerin bu toplumun eşit haklı üyeleri oldukları, hiçbir bakımdan ayrımcılığa tabi tutulamayacakları kanunla güvence altına alınmalıdır ki, bu toplumsal ön yargılar karşısında bir azınlık durumuna düşmüş olan, azınlık durumuna getirilmiş olan insanların pozitif ayrımcılıkla yeniden çoğunlukla eşit haklar seviyesine kazandırılması mümkün olsun. Ancak bunu bu bakımdan Meclisin nasıl bir karar vereceğini hakikaten merak ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Meclis Grubu, Anayasa tartışmaları sırasında cinsel yönelim hakkının Anayasa’ya dercedilmesini, kayıt altına alınmasını istedi. Ne yazık ki, AKP ve MHP temsilcilerinin itirazları dolayısıyla bu, üzerinde anlaşılamayan maddeler arasında kaldı. Umalım, bugün, mesela, bir mucize olsun, Meclis devasa bir adım atsın, bu yönde bir irade beyan etsin, bir anayasal anlaşmazlığın da çözülmesine bir meşruiyet kazandırmış olsun. Ancak, bunun böyle olup olmadığını göreceğiz.

Bir başka noktaya işaret etmek istiyorum. Biz, hiçbirimiz, benim yaşıtlarım bu bakımdan sonsuz bir hoşgörüyle bu dünyaya gelmedik. Bu fikirlere ulaşabilmemiz çok büyük haksızlıklar karşısında tercih yapmak zorunda kaldığımız koşullar içerisinde oluştu. Şahsen ben, eşcinsel bireyler karşısındaki tutumumum ne olacağını hiçbir zaman hayatım boyunca test etmemişken, cezaevinde, bizlerle birlikte hapse konmuş, çeşitli devrimci hareketler ya da politik hareketlere karışarak cezaevine gelmiş eşcinsel bireylerin bundan ötürü zulme uğradıkları koşullarda bir tercih yapmak zorunda kaldım. Ya onu da kendimiz gibi devrimcilerden biri olarak görecektik ya da orada işkenceye terk edecektik. Biz onları devrimcilerin arasına aldık, onlarla beraber yürüdük. Bu hakkı içermeyi zulüm altında, faşizmin zindanlarında öğrendik, bu bilgiyi de asla ve asla unutmayız.

İlk kez bir eşcinsel bireyle cezaevinde, cezaevi yönetimi devrimcilerin eline düştüğünde 1980 öncesinde, diğer mahkûmların şikâyeti üzerine karşılaştım. Sordum kendisine, dedim ki: Niye böyle yapıyorsun? Bana verdiği cevap son derece basit, temel ve sonuna kadar insaniydi: “Aşığım ağabey, ne yapacaksın?” Bu cevaba verecek hiçbir karşılığım yoktu, olduğu gibi kabullenmekten başka bir çaresi yoktu. Bazı kadınlar bazı kadınları, bazı erkekler bazı erkekleri sevebilirler, bu hayatımızın hakikatidir, bununla yaşamayı öğrenmek büyük çoğunluğun görevidir.

Çoğunluğun hakkını savunmak, heteroseksüel bireylerin hakkını savunmak, Türklerin hakkını savunmak, orta sınıfın hakkını savunmak, cari ahlakı savunmak, bunlar çok kolay şeylerdir; zaten yasa sizden yanadır, devlet sizden yanadır, toplum sizden yanadır, herkes sizden yanadır. Böyle olmayanların hakkını savunabiliyorsanız o zaman hakikaten insanlaştınız, insanların hakkını savunmaya hakikaten hak kazandınız demektir.

Biz, eşcinsel onur yürüyüşünde “Şişli’de Kürt’üz, Taksim’de eşcinseliz.” dediğimiz zaman, buna karşı propaganda yapan yayın organları “Bunlar homoymuş.” dedi. Doğrusu, öyle olsam da hiçbir şey fark etmezdi ama bütün mesele, homo olmadığın hâlde homonun hakkını savunmaktır, onlar kendi haklarını savunuyorlar zaten. Kendileri gibi olmayanların onların haklarını savunduğu gün, Türkiye başka bir ülke olacak. Türkiye, Türklerin Kürtlerin hakkını savunduğu zaman, heteroseksüellerin eşcinsellerin hakkını savunduğu zaman, erkekler kadınların hakkını savunduğu zaman, yaşlılar gençlerin hakkını savunduğu zaman, hâli vakti yerinde olanlar yoksulların yanına geçtiği zaman hakikaten başka bir ülke olacak. Yoksa her zaman olduğu gibi olmaya devam edebilir. O zaman da, kalubeladan beri nasıl gelmişse öyle gider, eşcinsel taşlar durursunuz, taşlayamadığınız yerde de hakaret edip Meclisi terk edersiniz. Biz o nedenle bu araştırma önergesinin kabul edilmesini istiyoruz. Başbakan Erdoğan’ı 2002’deki sözünün arkasına geçmeye çağırıyoruz. Meclis çoğunluğumuzun da bu sefer bir sürpriz yapıp bizi şaşırtmasını, bu araştırma önergesini kabul etmesini diliyoruz. Eşcinsellerin, geylerin, lezbiyenlerin, biseksüellerin, transseksüellerin bizlerle aynı hakka, hatta bu açığı kapatmak için biraz daha fazla hakka sahip olmalarını sağlayacak yasal düzenlemeleri yapmak eninde sonunda bu Meclisin görevi olacaktır. Bugün değilse yarın ama mutlaka ezilenlerin yanında, onlarla beraber olacağız.

Bu öneri için de çok teşekkür ediyoruz Binnaz Toprak’a. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kürkcü. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde İstanbul Milletvekili Sayın Türkan Dağoğlu. Buyurun Sayın Dağoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Profesör Binnaz Toprak’ın Mecliste araştırma konusu olması üzerine vermiş olduğu bu önergenin aleyhine söz almış bulunuyorum. Şimdi, öncelikle, ben, bir tıp doktoru olarak şahsen bunun ne olduğunu bilmek isterim. Sizlerin de bilmek istediğinizi düşünürüm. Bu, biyolojik bir kusur mudur, sosyolojik bir olay mıdır, yoksa psikolojik bir durum mudur, hangisidir?

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Hiçbiri değil. Bunun için önerge verdik “araştıralım” diye.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Araştıralım Hocam.

TÜRKAN DAĞOĞLU (Devamla) – Öncelikle, bizim bunun kararını vermemiz gerekir. 1974 yılında Amerika’da, 1992 yılında da Avrupa’da psikiyatri dernekleri bunu araştırdı ve araştırmalarının sonunda şöyle bir sonuca varıldı. Bu, biraz evvel diğer konuşmacıların da belirttiği gibi, kısaca “LGBD” dediğimiz durum, normal dışı bir davranıştır, normal dışı bir davranıştır.

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – “D” değil, “T”, LGBT.

TÜRKAN DAĞOĞLU (Devamla) – Bu, normal bir davranış değildir. AK PARTİ, insana insan olduğu için değer verip yasalar önünde herkesi eşit saymakta, yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevdiğini her vesileyle dile getirmektedir.

Sosyal düzeyde alınan tedbirler de, belli bir cinsel yönelime değil, tüm insanlığın faydasına yöneliktir. Bununla birlikte, insanımıza atfettiğimiz bu önem, gerek halkımızın onaylamayacağı yaşam biçimlerine kapı aralayarak ve bir nevi özendirerek, gerekse toplumsal bozulmayı tetikleyecek uygulamaları bir demokrasi kriteri olarak öne sürerek değerlendirilemez. Bu tür bir değerlendirme hakkaniyetli olmaz. Kadın cinayetleriyle mücadelemizde biz kimseyi trans birey olduğu için görmezden gelmedik. Kadın cinayeti de olsa, erkek cinayeti de olsa, cinsel eğilimleri farkı kişilere yönelik saldırı ve öldürme girişimleri de olsa biz, tümüne şiddete karşı sıfır tolerans politikamızla yaklaştık. Dolayısıyla, burada, LGBT bireylere karşı bir kayıtsızlık görüldüğü yönündeki iddialar gerçekle bağdaşamamaktadır. Kadının kadınla, erkeğin erkekle evlenmesi bir hak değil, bilakis cinsel kalıpların ters yüz edilmesini marifetmiş gibi ortaya koyan toplumsal bir bozulmanın önünü açan bir uygulamadır.

Kendimize bu konuda Batı’yı model olarak almamız gerektiği yönündeki iddiaları ise temelsiz buluyorum. Keza, hepimizin medyadan takip ettiği gibi, Fransa’nın ünlü tarihçilerinden Dominique Venner, Paris’in ünlü Notre Dame Katedralinde, ülkesinde eşcinsel evliliğin yasalaşmasını protesto etmek için geçtiğimiz günlerde intihar etti. Söz konusu kanunun iptali yönünde Fransa’da yüz binlerce kişinin katıldığı protesto gösterilerinin düzenlenmesi de aslında bu konuya henüz Türkiye dâhil birçok gelişmiş ülkenin, hatta ve hatta ileri demokrasi gösteren ülkelerin kamuoylarının hazır olmadığını göstermektedir. Yapılması gereken sivil toplumla ortak bir çalışma yürüterek, trans bireylere yönelik nefret saldırıları ve cinayetlerinde ön alıcı tedbirler getirilmesi…

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Biz de onu öneriyoruz.

TÜRKAN DAĞOĞLU (Devamla) – … bunun aksi yönünde davranan görevlilerin ve yargı mensuplarının keyfî veya ayrımcı gerekçelerle kararlar almasının etkin şekilde önlenmesidir. Bunu için de bir nevi, yerelde gözümüz olan sivil toplumun karar alıcı, etkin bir diyalog süreci içerisinde olması gerektiğine inanıyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dağoğlu.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Efendim, burada yanlış bilgiler verdi Sevgili Türkan Hanım. Birkaç şeyi düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sevgili arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi şu meseleyi birazcık adet hâline getirdi: Yaptığı veya dile getirdiği kısıtlayıcı hükümler için ikide bir bilimi öne sürüyorlar, diğerlerinin bilim hakkında hiçbir şey bilmediğini iddia ediyorlar. İçki yasağıyla ilgili de bu söylendi. İçkinin zararlı olduğunu daha dün Başbakan söyledi “Bilim tarafından ispatlanmıştır.” dedi, bu hiç doğru değil, bunun hakkında yazı yazacağım. Girip bakarsanız, yapılan bütün araştırmalar aşırıya kaçmamak ve günde 1-2 bardak olmak şartıyla ve haftada üç-dört gün olmak şartıyla özellikle kırmızı şarabın yüzde 40’a kadar, damar tıkanmasından, beyin inmesine… Ve kalp krizini engellediğini gösteriyor ve bunlar çok ciddi bilimsel araştırmalar. Bu bir.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Yapmayın Allah aşkına ya!

AHMET YENİ (Samsun) – Konuştukça batıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

BİNNAZ TOPRAK (Devamla) – İkincisi, ben lisans ve lisansüstü eğitimimi Amerika’da aldım. 1974 yılında Amerika’daydım, 1974 yılında Amerika bu konularda o kadar geri bir ülkeydi ki, mesela zencilerin beyazlardan daha aptal olduklarını iddia eden bilim adamları vardı. Onun için, 1974’te yapılan araştırmalar 2013 yılında “ilimdir, bilimdir” diye bize sunulamaz. Çok özür diliyorum Türkan Hanım ama söylediklerinizin yanlış olduğunu düşünüyorum. Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, sayın vekil “Ahlaksızlığı savunursunuz.” diyerek…

BAŞKAN – O size laf attı ama.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Ahlaksızlığı… Bakın, Türkan Hanım’ı öyle söylediğinizi zannettim ben, onun söylediğini… Sonra, tutanak kısmına bakacağız ama yani… AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Fakat itham ediyor, ahlaksızlığı savunmuyoruz…

BAŞKAN – Ya, anladım da bak, şimdi, güzel kardeşim, beyefendi laf attı, bağırdı ve ondan sonra da gitti. Yani burada, şu kürsüde size yönelik, o dediğinize… Yani bu her birbirinize sövdüğünüzde ben söz versem yandı gülüm keten helva. Oradan gitti.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Gerek şahsıma gerek Cumhuriyet Halk Partisine ahlaksızlığı…

BAŞKAN – Ya, hayır, bakın, yani gitti. Onu sataşma olarak kabul edemem, çünkü herkes birbirine laf atıyor, biz bu Meclisi yönetemeyiz. Ben Türkan Hanım’ın böyle dediğini zannettim, öyle bir şey yok, o beyefendi laf attı size, sonra da gitti.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Peki, bugünden itibaren “ahlaksız” demek serbest midir kürsüdeki hatibe ve parti grubuna?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Özür dilemesi gerekiyor.

BAŞKAN – Bakın, şimdi burada, parti grubuna da çok ayıp, insanların da birbirine sövmesi çok ayıp. Burada bütün grup başkan vekilleri geldiler, ben de imzamı koydum, buradaki Divan üyeleri de imzasını koydu ve sonuç itibarıyla biz bu tür konuşmaları kınadık, bir daha yapılmayacağına dair karar aldık, o arkadaşı da ben buradan siz konuşurken uyardım, ondan sonra da o çıktı, gitti.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – O zaman Sayın Başkan, biz hakkı savunuyoruz, hakkı savunmaya devam edeceğiz…

BAŞKAN – Şimdi, bakın, bu zaten tutanağa geçti…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – …ahlaksızlığı savunanlara da mesajımız budur.

BAŞKAN – Tamam, tutanağa geçti. Evet…

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Sayın Başkan, bir de bir şey daha söyleyebilir miyim. AKP’li arkadaşların tartışmaları dinlemeden sırf oy vermek için buraya gelmelerini de protesto ediyorum, dinleseler belki olumlu oy verebilirlerdi. Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – O da tutanaklara geçti Hocam.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri reddedilmiştir…




 
Etiketler: , , , , , ,
 

Beğendiyseniz daha fazlası var

Söyleyecekleriniz mi var? Buyrun...

 
İçimdeki Ayı - Yazarlık Başvurusu

İçindeki Ayıya Kulak Verenler

  • Madamlulubel : Ben kaş, smiley ve burun piercingi kullandım. Şuan sadece kaş piercingi...
  • Kötü Kedi Şero : keyifli bi etkinlikti... sıcak samimi ve içten bi sohbetti... katılan h...
  • Göksel K. : Valla bu kapaktaki adamla sevişmek için her şeyimi veririm....
  • İçimdeki Ayı : Fariz Merhaba, Heteroseksüellik neden oluşur, esas nedeni nedir?...
  • Fariz : iyi gunler sorum şu: eşcinsellik neden oluşur,bunun esas nedeni ne, ...