Çakal Hayatlar, Chapter 1

Ortaya Karışık 26 Kasım 2010 Çakal Hayatlar, Chapter 1
Çakal Hayatlar, Chapter 1

Los Encilis ta yaşamıyorum tabi, zaten istemem öyle bişey, ne yapacam allahın çölü ile gazolin ayyaşı olmuş metal yığınlarını ve film seti içerisinde geçen hayatı, bizim hayatımız film zaten şu kaosta. Küçük bi örnek vereyim. Sabahlardan bir sabah, her sabah gibi bıkkın, ne zaman rock star olacam diye söylenerek pijamalarımı çıkartırken, rutinlikten ayrıntılarını bile hatırlayamadığım, hatırlasam bile bahsetmekten bıkkınlık geldiği rutinlerimi tamamladıktan sonra, medrivene ters dönerek ayak kaplarımın bağlarını müthiş bir serilikte bağladıktan sonra koşarak arabaya yöneldim, geç kalmıştım, fakat bu geç kalmışlık hissi rutinlerin biri olmuştu ki, eski heycanını kaybetmeye yüz tutmuştu, eski tadını yakalamak için bir kaç gün zamanında gitsem iyi olacaktı.

Mahalleden herzaman ki gibi etrafa bakınmayarak çıkarken garip birşey oldu. Dikkatimi toplamamı sağlayan hiç te bizim buralardan olmayan biri, mahmur gözlerime bir ayar çektirdi. O ne be, kim ki bu oldum bir süreliğine, ve fakat, ne kadar yavaşlasam da boyun anatomisine ve trafik güzergahına yenik düşen ben, bu gizemli über güzel insanı görüş alanımdan çıkarmak zorunda kaldım. Rutin bozulmuştu lanet olsun, artık hiçbir sabah bu gizemi çözene kadar eskisi gibi olmayacaktı. Holmes gibi düşünmem hayatımı bu ince ayrıntıya göre ayarlamam ve uyanık olmam gerekiyordu, hemen saati kontrol edip, bu dehşetengiz güzellikteki insanın rutinini kaydetmeye başladım.

Ofisin tuvaletinden çıkarken heycanım kaybolmuş ve artık kendimi yarın sabaha kadar işime verecek kadar enerji bırakmıştım şehrin karanlık sularına. Hayalgücü listeme 1 numaradan giriş yapmış bu parça elbette günün ilerleyen saatlerinde bir kez daha dinlenebilirdi, ama yoğun bir günün sonunda kendimi ancak ofisi kilitlerken buldum, av yeniden başlıyordu, mahallenin sığ savanlığına doğru ilerleyen bir aslan gibiydim, benimdi orası, benim. Cuma akşamı olması vesilesi ile eve geç dönüp, zaten yorgun olan bedenimi yatakla buluşturup, güzel bir uyku hediye ettim kendime. Çift cam bir tarafa, çeyrek cam kalitesi ile yapıldığını düşündüğüm evimin pencereleri beni yine sabah gürültüsünden koruyamadı, rezalet alarmlar, yıllardır yağa aç darabalar, ve neşeli mahallenin yüksek desibel sever insanları bana merhaba dedi.

Madem uyandım bari işe yarayayım dedim kendi kendime. Pencereden arabayı kontrol ettim, bir türlü çalınmıyordu, ne zaman baksam arabamı yerinde görmek bana şımarık bir güven veriyordu insanlığa karşı. Ailemden kimse ziyaretime gelmediği için basit bir kahvaltı ve belki bir film ile hayata bağlanabilirdim. Markete gitmem gerektiğinin kafama dank etmesi ile belki ler havada uçuşmaya başladı. Hemen o belkileri aldım ve bu tip işler için kullandığım , arka tarafı kırılmak sureti ile terliğe devşirmiş ayakkabılarımı giydim, yüzümü yıkamamış olmam acaba yüzümde yabancı olmayan salya sümük çapak vs var mı diye düşünmeye itti beni. Apartmanın penceresinde kontrolümü yaptım, temizdim.

Markete girerken tam unutmuştum ki gazete rafında gördüm bu ab-ı güzeli. Olamazdı, olmuştu, ilgi ölçme zamanı dedim kendi kedime. Avına dolanarak yaklaşan bir çita gibi yalpalayarak “acaba gazetelerde okumaya değer bişi var mı hmsss” havası ile yaklaştım, uzaktan göründüğünden daha bear olan bu kişi, beni fark etti, fakat ben piyesin tam ortasında seyirciler ile göz göze gelen amatör oyuncu salaklığı ile onu süzüyordum. İçinde yüksek oranda lycra olan eşofmanları beni kendine çekiyor, her hareketinden sonra alacağı kıvrımları görmek için en altta ki yerel gazetelere kadar dşmüştüm, bu seansın sonunda kendimi at yarışı gazetelerine bakarken buldum, bu ganyan kaçmaz dedim.

Hani karpuz alırken bir bakışta anlarsınız ya, bu karpuz kesin kıpkırmız ve sulu, ellemeye bile gerek duymadan bir elektrik oluşur ya aranızda, işte öyle birşey. Anladım, hedef gerçek. Nerden anladın ya? Diyeceksiniz tabi, hemen küçük ipuçlarını veriyorum ama market hikayesini bitireyim önce, zamanlamayı tam yaparak hemen arkasından kasaya sokuldum ve aldığı meteryalleri inceledim kendisi ile birlikte, tutuşunu, konuşmasını, takıntılarını incelemeye çalıştım, giderken bir bakış attım fakat telefonla konuştuğundan görmedi. Nerden anladığıma gelince, gülümsedi, hiçbir işi gücü olan, streyt yada birine kapalı bir insan böyle bir gülümseme atmaz, tamam “senden hoşlandım” gülümsemesi değil ama gülümseme işte. Diğeri ise “maskülen bir feminenlik” bunu ince ince anlatamıycam fakat yeni uydurduğum bu kavram ilerde akademi camiası tarafından tartışılır daha. Eşyaları koyarken ki o inceliği ve detaycılığı, titiz ve tek kişilik alışverişi beni bunları düşünmeye itti. Bir de koku var tabi. Dürtüsel bir şekilde onu takip etmem için etrafa  hormonlarını bıraktığından şüpheliyim, takipteyim.

Ertesi sabah, klasik bir Pazar sabahı yaşamak istedim.

Devam edecek….

 
Etiketler: , , ,
 

Beğendiyseniz daha fazlası var

Söyleyecekleriniz mi var? Buyrun...

 
İçimdeki Ayı - Yazarlık Başvurusu

İçindeki Ayıya Kulak Verenler

  • Madamlulubel : Ben kaş, smiley ve burun piercingi kullandım. Şuan sadece kaş piercingi...
  • Kötü Kedi Şero : keyifli bi etkinlikti... sıcak samimi ve içten bi sohbetti... katılan h...
  • Göksel K. : Valla bu kapaktaki adamla sevişmek için her şeyimi veririm....
  • İçimdeki Ayı : Fariz Merhaba, Heteroseksüellik neden oluşur, esas nedeni nedir?...
  • Fariz : iyi gunler sorum şu: eşcinsellik neden oluşur,bunun esas nedeni ne, ...