2011 Eşcinsel Onur Yürüyüşü – Analiz

GenelMakale ve Benzeri 30 Haziran 2011 2011 Eşcinsel Onur Yürüyüşü - Analiz
2011 Eşcinsel Onur Yürüyüşü - Analiz

Geçtiğimiz pazar İstiklal’de yapılan Eşcinsel , çok renkli görüntülere sahne oldu. Farklı cinsel eğilimlere, farklı cinsel yaradılışlara sahip insanlar “Biz buradayız! Alışın!” dediler bir kez daha. “Eşcinseller Vardır” diye slogan attılar ve aslında herkesin bildiği bir gerçekliği; inkar edenlere, yadsıyanlara bir kez daha ifade ettiler.

Bu tarz eylemler, yürüyüşler ve kendini farklı hissedenlerin, farklı yaradılışa sahip olanların kendi kimliklerini ifade etme çabası dünyanın ulaştığı gelişmişlik sürecinde artık kaçınılmaz. Küreselleşme süreci devletin birey üzerindeki baskısını her geçen gün biraz daha esnetiyor. Artık devletin ideal bir hayat tarzı dayatması ve o ideal hayat tarzının dışında olanları “ötekileştirme”si eskisi kadar kolay değil. Artık devletler kağıt üstünde tanıdığı insan haklarını, temel hak ve özgürlükleri ve hukukun üstünlüğünü gerçek anlamda yaşama geçirmek zorunda. Aksi takdirde küreselleşme sürecinde dünya ile bütünleşmesi, çağdaş bir demokrasi olması, saygın bir devlet olarak kabul görmesi mümkün değil.

2011 Eşcinsel Onur Yürüyüşü - Analiz

Fotoğraf : Yağmur Demirtutan

Son yıllarda yaşanan tüm olumlu gelişmelere rağmen eşcinseller bu toplumun “ötekileri” olmaya devam ediyor. Eşcinsellerin gizli olmayı tercih etmelerinin birincil nedeni aslında bu. Çünkü eşcinsel olduğunuzu açıkladıktan sonra insanlarla ve kurumlarla cinsel kimliğinizden bağımsız olarak diyalog kurmanız mümkün olmayacak. Çünkü geniş toplum eşcinselliği sapkınlık, ahlaksızlık, hastalık olarak kabul etmiş ve eşcinsel ilişki yaşayanların günahkar olduğuna inanmış durumda. Her ne kadar mesafe alınmış olsa da bu tür önyargıların yıkılması, bütünüyle ortadan kaldırılması uzun ve sancılı bir süreç. Bu ön yargılar sadece Türk ve müslüman toplumuna ait değil. Dünyanın “çağdaş demokrasi” olarak tanımlanan ülkelerinde bile bu önyargılar devam ediyor. Orada da eşcinseller sistemli ayrımcılık görüyor, ötekileştiriliyor ve kilise tarafından dışlanıyorlar.

Böyle bir ortamda eşcinsel birey kimliğini açıklamakta elbette tereddüt ediyor. Bireylerle, toplumla ve devletle kuracağı ilişkinin zedeleneceğini düşünüyor. Sosyal yaşamda ve iş yaşamında karşılaşabileceği olumsuzlukları öngörüyor ve kimliğini bir suçmuş gibi gizlice yaşamak; bir anlamda rol yapmak ve çift kişilikli bir yaşamı istemeden tercih etmek durumunda kalıyor. Bu durum tüm insan hakları teorileriyle taban tabana zıt. Devletin ve toplumun “çekirdek haklara” elbirliğiyle, insafsızca müdahalesi.

Devlet ve toplum aslında bunu yaparak bu yaşam tarzını gayrimeşru bir alana itiyor ve o gayrimeşru alanda eşcinsel birey onlarca tehlikeyle yüz yüze geliyor. Cinsel – maddi – manevi her türlü istismarı o gayrimeşru alanda yaşıyor. Suç işleme eğilimi, alkol kullanım oranları ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar artıyor. Aile birliği, sosyal güvenlik ve miras hukuku bulunmadığından eşcinsellerin düzenli bir yaşam kurmaları ve tek eşli yaşamaları zorlaşıyor. Kimlik bunalımları işteki performansa ve geniş toplumla kurulan ilişkilerin kalitesine yansıyor. Bir anlamda gettolaşıyor, eşcinsellerle sosyalleşmeye ve toplumdan kendini soyutlamaya başlıyor. Süreç içinde din kurumuyla arasına duvar örüyor ve inanç noktasında da bir boşluğa ve çelişkiye düşüyor… Ve aslında meşru kabul edildiğinde çok daha sağlıklı, çok daha düzenli, çok daha mutlu yaşayabilecek eşcinsel birey geniş toplumun “ötekileştirmesi” sonucu itildiği gayrimeşru alanda kaçınılmaz olarak bocalıyor.

Ancak tüm bu olumsuzlukların aşama aşama geride bırakıldığı bir zamandayız. Bir takım korkuların, bazı önyargıların esnediği ve eşcinsellerin daha rahat nefes almaya başladığı bir süreci birlikte yaşıyoruz. Bu süreci hızlandırmak ve kontrol etmek aslında bizim elimizde. Nasıl mı?

Arası Dayanışma

Toplum ve devlet tarafından dışlanan, ayrımcılığa tabi tutulan, nefret söylemiyle yüz yüze gelen eşcinseller diğer “ötekiler”in hakları ve demokrasi talepleri konusunda ne düşünüyor? İnsan haklarını, özgürlükleri ve demokrasiyi sadece kendimiz için mi istiyoruz yoksa tüm “ötekiler” için mi? Bir ayrımcılığı sadece bize yapıldığında mı rahatsız edici buluyoruz yoksa kaygımız tüm etnik, dilsel ve dinsel farklı gruplar için mi? Yani demokrasi isterken samimi miyiz, değil miyiz?

Örneğin bir Alevi vatandaş kendi inancını ve kültürünü yaşamada zorluk çekiyorsa, bir Kürt vatandaş kendi dilini konuşmada ve çocuğuna öğretmede sıkıntı yaşıyorsa, bir kız türbanlı olduğu için eğitim hakkından mahrum kalıyorsa, bir memur mesai saatleri nedeniyle cuma namazı kılamıyorsa, bir Rum dinini öğretebileceği kurumları yaşatamıyorsa, bir Yahudi dini inancı nedeniyle aşağılanıyorsa, bir Ermeni etnik kimliği nedeniyle öldürülüyorsa, kadınlar aile içi şiddete – töre cinayetlerine maruz kalıyorsa, çocuklar istismar ediliyorsa; eşcinsel bireyin tavrı ne olmalıdır?

Ahmet Yıldız

Fotoğraf : Mister Magician

Aynı şekilde bu ülkede – Engin Temel öldürüldüğünde, eşcinseller cinsel kimlikleri nedeniyle işlerinden kovulduğunda ya da terfi ettirilmediğinde, eşcinseller zorla evlendirildiğinde ve cinsel yaradılışları bir hastalık ve sapkınlık olarak tanımlandığında yukarıda bahsettiğimiz diğer “ötekiler”in tavrı ne oldu ve ne olmalıdır?

Ötekiler bencilliği bir kenara bırakmalı ve sadece kendileri için değil tüm yurttaşlar için hak ve özgürlük talep etmeli. Aksi halde kendileriyle çelişmiş olurlar. Böyle bir dayanışma gösterilmediği sürece mücadelelerinde yalnız kalmaları kaçınılmazdır. Gür bir ses çıkarmanın başka bir yolu ne yazık ki yok. Sadece bizim ayağımıza basıldığında değil, bu devlet ve toplum her kimin ayağına basıyorsa, her kimi yaralıyorsa, her kimi dışlıyorsa aynı tepkiyi göstermeye cesaret etmeliyiz. Kendimiz temel çekirdek haklarımızın yaşama geçmesini talep ederken başkalarının taleplerine duyarsız kalırsak aslında geniş toplumun faşizan kişiliğinden bir farkımız ne yazık ki kalmaz.

Dolayısıyla aslında geçtiğimiz pazar yapılan yürüyüşe bu ülkede vicdanı olan, demokrasiye yönelik samimi inancı olan herkesin destek vermesi gerekirdi. Ancak görünen o ki eşcinseller yine kendi sorunlarıyla baş başa bırakılmış. Yine de çok önemli bir gelişme… Her şeyin daha iyiye gideceğine yönelik umudu korumak lazım.

 
Etiketler: , , , , , , , , , , , ,
 

Beğendiyseniz daha fazlası var

2 Yorum Yapılmış

  1. Aykut [30 Haziran 2011 - 23:39]

    Ne kimsenin canına gasp ettik, ne kimseye bir zarar verdik nede vatanımızı sattık. İçimiz rahat yaşadığımız hiç bişeyden de pişman değiliz. Hor görenlerden daha delikanlıyız tek farkımız kendi cinsimize ilgi duymamız…
    Axi Çocuk

  2. barış [24 Ağustos 2011 - 04:37]

    evet bir zamanlar biz taksimde yürürken belkide 15 veya 20 kişiydik zorla meydanlara arkadaşları çağırırdık bu geçen yürüyüşte gözlerim doldu ağladım o bayrağı tutarken kolum hiç yorulmadı içten taşıdım yıllarca evet her yıl dahada çoğalıyoruz bizi bilsinler anlasınlar ahmetlerimiz mehmetlerimiz alilerimiz vesairesi öldürülmesin cahil insan bunu yapar

Söyleyecekleriniz mi var? Buyrun...

 
İçimdeki Ayı - Yazarlık Başvurusu

İçindeki Ayıya Kulak Verenler

  • Madamlulubel : Ben kaş, smiley ve burun piercingi kullandım. Şuan sadece kaş piercingi...
  • Kötü Kedi Şero : keyifli bi etkinlikti... sıcak samimi ve içten bi sohbetti... katılan h...
  • Göksel K. : Valla bu kapaktaki adamla sevişmek için her şeyimi veririm....
  • İçimdeki Ayı : Fariz Merhaba, Heteroseksüellik neden oluşur, esas nedeni nedir?...
  • Fariz : iyi gunler sorum şu: eşcinsellik neden oluşur,bunun esas nedeni ne, ...